Pop etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pop etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2026 Pazartesi

Erol Evgin - İçimdeki Fırtına şarkısının hikayesi

Birlikte imza attıkları her işle adım adım zirveye yükselen, Türk pop müziğinin üç önemli figürü: piyanosunun başında eşsiz bestelere imza atan Melih Kibar, bir elmanın diğer yarısı gibi o bestelere unutulmaz sözler yazan Çiğdem Talu ve kadife sesiyle o şarkıları ölümsüzleştiren Erol Evgin. Bu muazzam üçlü, Bir de Bana Sor, İşte Öyle Bir Şey ve Söyle Canım gibi birbirinden değerli eserlere can verdi. O değerli eserlerden biri de şüphesiz ki İçimdeki Fırtına.


Besteleriyle ses getiren Melih Kibar, kimya mühendisliği eğitimini de sürdürür. Yüksek lisans eğitimi için babasıyla birlikte Londra’ya gider. Gittikleri ilk gece oldukça şiddetli bir fırtınaya yakalanırlar. Sıkılıp binada dolaşırken şans eseri bir piyano bulur. O anda hissettiği korkuyu ilhama dönüştürüp notalara döker. Yaptığı besteyi, yanında getirdiği kayıt cihazına kaydeder. Babası aracılığıyla kaseti, İstanbul’da bulunan Çiğdem Talu’ya gönderir.


Bestenin nasıl ortaya çıktığına dair hiçbir bilgiye sahip olmayan Çiğdem Talu, müziğin kendisine hissettirdikleriyle şarkının sözlerini yazar. Sözleri, Melih Kibar’a bir mektupla postalar. Mektubu alıp şarkının sözlerini gören Melih Kibar şok geçirir. Telefonla Çiğdem Talu’yu arar ve bestenin nasıl ortaya çıktığını anlatır. Gözyaşlarına boğulurlar. Ruh ikizlerinin birbirlerini habersizce tamamladıkları bu eser, iki usta ismin her zaman birlikte anılmasını sağlar.


Düzenlemesi Timur Selçuk tarafından yapılan İçimdeki Fırtına, ilk olarak 1978 yılında Erol Evgin tarafından seslendirilir. Eser, Erol Evgin’in 1979 yılında yayınlanan İstanbul Şehri isimli longplay albümünde de yer alır. Albümde yer alan 11 eserin tamamının bestesi Melih Kibar’a, sözleriyse Çiğdem Talu’ya aittir. Evgin, 1991 yılında çıkardığı Erol Evgin ile Yeniden isimli kasetinde de İçimdeki Fırtına’ya yer verir. Ayrıca 2019'da yayınlanan Altın Düetler 2 albümünde şarkıyı Ajda Pekkan'la birlikte seslendirir.



13 Nisan 2026 Pazartesi

Sezen Aksu - Onu Alma Beni Al şarkısının hikayesi

80’li yılları kasıp kavurup olgunluk dönemine girmiş bir diva Sezen Aksu. Gözde ve yakışıklı bir genç müzisyen Uzay Heparı. Yeni parlamaya başlayan, gelecek vadeden bir pop vokalisti Yıldız Tilbe. 90’ların başında üçü arasında yaşanan bir aşk ve aldatma hikayesi sonrası ortaya çıkan unutulmaz bir şarkı; Onu alma beni al.


Sezen Aksu, Uzay Heparı’yla tutkulu bir aşk yaşamaktadır. İzmir’de övgüyle bahsedilen genç şarkıcı Yıldız Tilbe’yi dinlemeye gider. Dinledikten sonra vokalisti olması için teklifte bulunur. Teklifi kabul eden Tilbe, İstanbul’a gelip Aksu’nun evinde yaşamaya başlar. Heparı ve Tilbe’nin tek gecelik ilişkileri, aldatılan Aksu’yu derinden etkiler. İkisiyle de ilişkilerine son verir.

Uzay Heparı, 20 Mayıs 1994 tarihinde geçirdiği motosiklet kazası sonrası 11 gün boyunca verdiği yaşam mücadelesini kaybetti. Bu beklenmedik ve üzücü ölüm haberi, tüm müzik dünyasını ve genç müzisyenin sevenlerini yasa boğduğu gibi Sezen Aksu’yu da fazlasıyla üzdü. Fırtınalı ilişkiden geriye Aksu’nun yaşadıklarına dair yazdıkları kaldı.

Sezen Aksu, 28 Haziran 1995 tarihinde piyasaya Işık Doğudan Yükselir / Ex Oriente Lux albümünü sürdü. 12 şarkıdan oluşan albüm, aşık deyişlerinden Ermeni ezgilerine varıncaya değin son derece geniş bir yelpazeden meydana geliyordu. Sözleri Sezen Aksu’ya, müziği Arto Tunçboyacıyan’a, düzenlemesi Onno Tunç’a ait olan Onu Alma Beni Al şarkısı, keyifli ve eğlenceli bulunup beğeni kazandı.


Şarkının ilk dörtlüğünde Heparı’ya sitem eden Aksu, Tilbe’ye ise birçok aşağılama ve lanetlemede bulunuyor: “Gözleri Şaşı Gelin”, “Odun Gibi Bel”, “Kara Elli Cadı”, “Dilleri Fitne Fücur”, “Kıyametin Gelsin”

“Bak atının terkisine de atmış gözleri şaşı gelini

Mor kaftanlara sarmış haspam odun gibi belini

Ah verin elime de kırayım cadının derisi kara elini

Seni gidi dilleri fitne fücur kıyametin gelsin”

İlk dörtlük ardından gelen iki dizede serzeniş ve kıskançlık dikkat çekiyor. Çelimsiz anlamına gelen ‘Kadit’ kelimesi, aşağılama maksatlı kullanılıyor.

“Sen o alacası içinde fesatla hangi günü gün edicen

Ah o kaditin üstüne bir de atlas yorgan sericen”

Şarkı sitem ve ah etmelerle devam ediyor:

“Amanın amanın yansın ocağın barkın utansın

Ağan emmin her bir yerine kırmızı kınalar yaksın

Varsın bize vursun felek ne çeyiz düzdüm emek emek

Allah bildiği gibi yapsın”

Nakarat bölümünde kabulleniş ve ah çekiş göze çarpıyor:

“Böyle de nispet olmaz ki, seni gidi zalim yâr
Eh, zorla da kısmet olmaz ki, seni gidi hain yâr”

Bunca yakınmaya karşın tekrar birlikte olabilme ihtimalini düşünmeden edemiyor:

Bana ne, bana ne, bana ne, beni al, beni al, onu alma

Son dörtlükteyse aldatıp giden sevgiliye neler kaçırdığını hatırlatıyor:

“Bende bu yetim kirazlar al al dururken
Tek başıma kara gecelerde zar zor uyurken
Yâr, eteğimde çakallar, kurtlar ulurken
İçine sinerse senin de kıyametin gelsin”

Hikayeyi öğrendikten sonra şarkı artık daha mı anlamlı geliyor?