Sezen Aksu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sezen Aksu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2026 Cuma

Orhan Gencebay / Sezen Aksu - Zelzele şarkısının hikayesi

Doğal afetlerin etkilerini anlatan sayısız sanat eseri vardır. Ancak müzik sektöründe doğal afetlere yer veren örnekler oldukça sınırlıdır. Bekir Sıtkı Erdoğan’ın aynı isimli şiirinden uyarlanan Zelzele şarkısı, bu nadir örnekler arasında yer almakta. Üstelik bu uyarlama sayesinde müzik sektörünün iki devi Orhan Gencebay ve Sezen Aksu, ilk kez ortak bir proje üretmiş oldu.


22 Temmuz 1967 tarihinde saatler 18:56’yı gösterirken Bolu, Mudurnu merkez üslü büyük bir deprem meydana geldi. 6.8 büyüklüğündeki deprem, Adapazarı, Geyve ve Akyazı’da şiddetli şekilde hissedildi. 7000’in üzerinde bina ağır hasar görürken 89 kişi de vefat etti. Depremi yaşayan ve sonrasındaki acı tabloya şahit olan Bekir Sıtkı Erdoğan, hislerini Zelzele şiiriyle dile getirdi.


Şiir, Orhan Gencebay tarafından bestelendi ve 1982 yılında yayınlanan Sezen Aksu’nun efsanevi Firuze albümünde yer aldı. Çok popüler bir şarkı olmamakla birlikte sözlerinin gücü ve yaptığı vurgu nedeniyle dikkat çekti. Çünkü şair, şiirinde depremi alışılmışın son derece dışında tasavvur etmekteydi. Sanki bir doğal afetle yüzleşme yaşanmıyordu da ilahi bir olay zuhur ediyordu.


Şair için depremin yarattığı sarsıntı, şehrin ibadeti gibiydi. Yıkılan ve yıkılmaya yüz tutan evler, secde ediyordu. Kubbeler, odalar, direkler ve ağaçlar hu çekiyor; kullar, holler, teller ve dallar bu nedenle sallanıyordu. ‘Safran sarısı bakışlar’, şiirdeki bir diğer dikkat çekici tanımlamaydı. Bu sayede korku, belki de ilk kez böyle farklı ve orijinal biçimde tarif edilmiş oldu.


Orhan Gencebay, 2000 yılında Kervan Plak etiketiyle yayınladığı Orhan Gencebay Klasikleri 2 albümünde şarkıya yer verdi. Ancak şarkının düzenlemesi, Sezen Aksu’nun seslendirdiği versiyondan oldukça farklıydı. Neredeyse bir türkü formundaki eserin melodik yapısı, önceki haline göre daha zengin ve dinamikti. İki ustanın iki farklı tat veren yorumlarını dinlemeye hazır mısınız?






13 Nisan 2026 Pazartesi

Sezen Aksu - Onu Alma Beni Al şarkısının hikayesi

80’li yılları kasıp kavurup olgunluk dönemine girmiş bir diva Sezen Aksu. Gözde ve yakışıklı bir genç müzisyen Uzay Heparı. Yeni parlamaya başlayan, gelecek vadeden bir pop vokalisti Yıldız Tilbe. 90’ların başında üçü arasında yaşanan bir aşk ve aldatma hikayesi sonrası ortaya çıkan unutulmaz bir şarkı; Onu alma beni al.


Sezen Aksu, Uzay Heparı’yla tutkulu bir aşk yaşamaktadır. İzmir’de övgüyle bahsedilen genç şarkıcı Yıldız Tilbe’yi dinlemeye gider. Dinledikten sonra vokalisti olması için teklifte bulunur. Teklifi kabul eden Tilbe, İstanbul’a gelip Aksu’nun evinde yaşamaya başlar. Heparı ve Tilbe’nin tek gecelik ilişkileri, aldatılan Aksu’yu derinden etkiler. İkisiyle de ilişkilerine son verir.

Uzay Heparı, 20 Mayıs 1994 tarihinde geçirdiği motosiklet kazası sonrası 11 gün boyunca verdiği yaşam mücadelesini kaybetti. Bu beklenmedik ve üzücü ölüm haberi, tüm müzik dünyasını ve genç müzisyenin sevenlerini yasa boğduğu gibi Sezen Aksu’yu da fazlasıyla üzdü. Fırtınalı ilişkiden geriye Aksu’nun yaşadıklarına dair yazdıkları kaldı.

Sezen Aksu, 28 Haziran 1995 tarihinde piyasaya Işık Doğudan Yükselir / Ex Oriente Lux albümünü sürdü. 12 şarkıdan oluşan albüm, aşık deyişlerinden Ermeni ezgilerine varıncaya değin son derece geniş bir yelpazeden meydana geliyordu. Sözleri Sezen Aksu’ya, müziği Arto Tunçboyacıyan’a, düzenlemesi Onno Tunç’a ait olan Onu Alma Beni Al şarkısı, keyifli ve eğlenceli bulunup beğeni kazandı.


Şarkının ilk dörtlüğünde Heparı’ya sitem eden Aksu, Tilbe’ye ise birçok aşağılama ve lanetlemede bulunuyor: “Gözleri Şaşı Gelin”, “Odun Gibi Bel”, “Kara Elli Cadı”, “Dilleri Fitne Fücur”, “Kıyametin Gelsin”

“Bak atının terkisine de atmış gözleri şaşı gelini

Mor kaftanlara sarmış haspam odun gibi belini

Ah verin elime de kırayım cadının derisi kara elini

Seni gidi dilleri fitne fücur kıyametin gelsin”

İlk dörtlük ardından gelen iki dizede serzeniş ve kıskançlık dikkat çekiyor. Çelimsiz anlamına gelen ‘Kadit’ kelimesi, aşağılama maksatlı kullanılıyor.

“Sen o alacası içinde fesatla hangi günü gün edicen

Ah o kaditin üstüne bir de atlas yorgan sericen”

Şarkı sitem ve ah etmelerle devam ediyor:

“Amanın amanın yansın ocağın barkın utansın

Ağan emmin her bir yerine kırmızı kınalar yaksın

Varsın bize vursun felek ne çeyiz düzdüm emek emek

Allah bildiği gibi yapsın”

Nakarat bölümünde kabulleniş ve ah çekiş göze çarpıyor:

“Böyle de nispet olmaz ki, seni gidi zalim yâr
Eh, zorla da kısmet olmaz ki, seni gidi hain yâr”

Bunca yakınmaya karşın tekrar birlikte olabilme ihtimalini düşünmeden edemiyor:

Bana ne, bana ne, bana ne, beni al, beni al, onu alma

Son dörtlükteyse aldatıp giden sevgiliye neler kaçırdığını hatırlatıyor:

“Bende bu yetim kirazlar al al dururken
Tek başıma kara gecelerde zar zor uyurken
Yâr, eteğimde çakallar, kurtlar ulurken
İçine sinerse senin de kıyametin gelsin”

Hikayeyi öğrendikten sonra şarkı artık daha mı anlamlı geliyor?